Kendine Dönüş

İsmail ZORBA

“Bir kasırga, bir sel, bir zelzele. Üst üste yaşanan felaketler. Tabiat bütün öfkesiyle üzerimize üzerimize geliyor. Neler oluyor? Nasıl bir kaosun ortasında kaldık. Ortalık toz duman. Acziyetiyle bir kuş yüreğinin çırpıntılarını yaşıyor insanlar. Çaresizliğinin farkında. Çaresizliğinin de kendisinden kaynaklandığının farkında? Allah’ım ben nerede yanlış yaptım diyebiliyor mu bu naçar haliyle. Kendine dönebiliyor mu?

 

İnsanız, devran döner. Her şeyi yaşarız. Yaşarız da kendimize döndüğümüz anlarda uyanışa geçeriz. Kendi kendimizi soktuğumuz karanlıklardan çıkarız. Kaybettiğimiz hasletlerimizi aramaya başlıyoruz. Neredesin ey vicdan? Neredesin ey merhamet? Neredesin ey edep? Neredesin ey hoşgörü? diye diye yollara düşüyoruz. Arıyoruz, arıyoruz, arıyoruz. Ve en sonunda kendimize dönüp “Neredesin ey insan?” sorusunun cevabını kendi içimizde arıyoruz.

Bunca bencillik, bunca açgözlülük, bunca vurdumduymazlık, bunca hırs bu insanlığı daha nereye kadar taşıyacaktı. Bu tabiat, bu dünya, bu evren bunca kötülüğü nasıl taşıyacaktı. İnsanın insana ettiğini hep yazılmış olandan öğrenecek değildik ya, biraz da yaşayarak öğrenecektik. İnsanlık adına kaybettiklerimizin, kaybettirdiklerimizin hesabını ödemeyecek miydik?

2020’ye girdiğimiz andan itibaren ülkemizde ve dünyada yaşadıklarımız bir gösterge değil mi? İnsan en büyük korkusu ile imtihanda şimdi. Faturayı ödeme vakti. Ama bunca acıya gark olmamıza sebep olanlar ödemiyor maalesef bu hesabı. Yaşlılar, hastalar, masumlar ödüyor. Canların bedelini canla alırken en büyük korkusu ölümle imtihan oluyor insan.

Çin’de başlayan süreç dünyanın merkezi olduğunu iddia eden,  en gelişmiş medeniyetlerin merkezinde kaynatıyor kazanı. Kazanın içerisinde bir girdap. Avrupa’sı Amerika’sı kasıp kavruluyor. Bir virüsün yarattığı kaos insanı kendine getirmeye yetecek mi? Bakın bütün dünyada insanlık evlerine döndü. Bazı ülkelerde dışarıya çıkma yasağı var. Sanki hiç yaşamadığımız bir korku filminin içerisindeyiz. Bunca hodgamlığın tabiki bir neticesi olacaktı.

Ama yitip giden canlar, gözyaşları ve kahır!.. Bu bedeli ödeyen masumların acısı, sevdiklerini kaybeden insanların hayatlarında kalan boşluk için bir teselli sözü var mı? Ben cümle kuramıyorum. Sözün bittiği yer aslında umuda dair yepyeni cümlelerin kurulduğu yer. Noktayı koyduk ama; cümle bitmedi. Yepyeni cümleler kuracağız insanlık adına. Dünya kuruldu kurulalı insanlık nice ağır imtihandan geçti. İnsanlığından vazgeçtiği anda yaşadığı imtihanlar kendine dönüşleri de beraberinde getirdi.

Bir kasırga, bir sel, bir zelzele. Üst üste yaşanan felaketler. Tabiat bütün öfkesiyle üzerimize üzerimize geliyor. Neler oluyor? Nasıl bir kaosun ortasında kaldık. Ortalık toz duman. Acziyetiyle bir kuş yüreğinin çırpıntılarını yaşıyor insanlar. Çaresizliğinin farkında. Çaresizliğinin de kendisinden kaynaklandığının farkında? Allah’ım ben nerede yanlış yaptım diyebiliyor mu bu naçar haliyle. Kendine dönebiliyor mu?

Hayat durmuş, ölüm sessizliği hakim olmuş caddelere, sokaklara, meydanlara.. Halbuki en kalabalık şehirlerde insan insanı eziyordu. İnsanlar yığın yığın olmuştu. Kalabalık ve gürültü. Günümüz müziklerinin yansımaları insan ruhunun yalnızlığından, teknolojinin ve sanal alemin karışımından alıyordu kaynağını. Bize göre tadı tuzu olmayan bir gölgeler alemi. Maddenin varlığında bu kadar hiçliği yaşamış mıydı bu dünya.

Bakın insan bu kadar itilmişliğine rağmen çaresiz değil aslında. Mayasındaki insana eğildiğinde düşünce ufukları ona varlığının bütün güzelliklerini sunacak. Aşk, inanç, özgürlük, vicdan, merhamet, hoşgörü.. Kanatlarını o zaman takacak. O zaman diyecek ki insan; yaşamak ve kendime yaşatmak zorunda kaldığım onca şeye rağmen ayaktayım. Bütün zorluklara, zulümlere, acılara, kayıplara rağmen ayaktayım. Taş bile çatlıyor ama insan yaşamını idame edecek gücü kendinde buluyor. İnsan bir kere iyiliğe ve güzelliğe dönsün yüzünü, işte o zaman bu karanlıkta göremediği o ışığı görecek.

Bakın Çin’de aylardır her türlü zorluğu yaşayan insanların yüzü gülüyor, bakın Avrupa’nın göbeğinde en büyük dramı yaşayan İtalya’da sokağa çıkamayan insanlar balkonlarından umuda şarkı söylüyorlar. Paniğe, korkuya hiç gerek yok. Gücümüzü özümüzden alacağız. İrademizle her şeye rağmen güçlü duracağız.

Ve unutmamalıyız ki dünya “ben”den ibaret değil, “biz”den ibaret. Stokları yaratan iki ayaklı insan müsveddesi çıkar odakları bir tarafa, bencilliğimizle hiçbir şeyi tüketmeyeceğiz. Bu ortamda gerekli olanı gerekli olduğu kadar tüketeceğiz. Stok yapsak, depolasak ne yazar, eninde sonunda onlar da tükenir. Halbuki tükenmeyen insanca paylaşımdır, kuru ekmeğini bölüp de yemektir. Tabi mesafelerimizi koruyarak, safları düzgün tutarak ve Türk milletinin bütün dünyaya örnek olduğu Türk temizliğini yaşatarak.

Umarım önümüzdeki günlerde dünya içerisinde bulunduğu bu karanlıktan kurtularak aydınlığa tekrar kavuşur. Umarım sevdiklerimiz, milletimiz ve tüm insanlık bu süreçten en az kayıpla kurtulur.