AKILSIZLIK VE AHLAKSIZLIK, SALGINDAN DAHA FAZLA ÖLDÜRÜYOR

İdris KOÇ

Koronavirüsü ilk duyduğumuz günlerde hiç de aklımıza getirmediğimiz şeyleri yaşıyoruz. Diğer coğrafyalarda yaşayan insanlar; alınan olağanüstü önlemleri, evlerine zorla hapsedilen, yaka paça karantinaya alınan insanları izlerken hangi duygular içindeydi bilmiyorum ama bugün herkes evine hapsoldu. Gelinen noktada modern insanın hiç de hayal edemediği bir kabusu yaşamaktayız. Yaşlı dünya bugüne kadar çok daha büyük acılar ve kabuslar yaşamış, ancak modern insanın aklı ve havsalası bunları anlamaya pek de yatkın değil.

Malum bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de koranavirüs salgını giderek yayılıyor. Artık koronavirüs, dünyada çok farklı coğrafyalarda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen isim olan “pandemi” ile ifade ediliyor.

Koronavirüsün kaynağının ne olduğunun, doğal mı yoksa laboratuvar ortamında hazırlanan bir virüs mü olduğunu tartışmanın şu an için bir anlamı yok. Önemli olan bu salgının nasıl önleneceği ve bu süreçte neler yapmamız gerektiği…

Evet, bütün dünya gibi ülke olarak biz de büyük bir imtihan vermekteyiz. Evde kalıp yayılmanın önüne geçebilecek miyiz? Evde ya da karantinada iken, hastanelerde bir taraftan nefes almaya çalışırken bir taraftan da tavanı seyretmek zorunda olanları düşünüp sabır edebilecek miyiz? Yoksa akılsızlığımızın, sorumsuzluğumuzun, bencilliğimizin, ahlaksızlığımızın faturasını bütün ülkeye mi ödeteceğiz?

Durum maalesef vahim.

Temel ihtiyaç malzemelerinin fiyatını beşe-ona katlayan, hemen sahte dezenfektan üretmeye koşan ahlaksızlara; sağlık çalışanlarına saldıran yamyamlara, kendi cahilliğini Allah’a havale eden ve “Bize bir şey olmaz.” diyen akılsızlara ve “Böyle giderse evde öleceğiz.” diyen sorumsuzlara ne demeli?

Özel uçak gönderip dünyanın dört bir yanından getirilen ve havalimanında valizi 15 dakika geç geldi diye bas bas bağıran, karantinaya alındığı yerde etrafına fitne yayanların nankörlüğüne; okuduğu ülkeden alıp ülkesine getirilen ve karantinaya alınan kanı bozuğun ülkesine küfretmesine ne demeli?

Modern ülkelerin sokaktaki çöpü bile toplayamadığı bir ortamda, bütün gücünü seferber ederek, kapı kapı vatandaşına hizmetçilik yapan Devletini sosyal medya paylaşımları ile karalamaya çalışan edepsizlere ne demeli?

Sosyal medya aracılığı ile yalanlarını ve fitnelerini yayan, korku ve panik oluşturmak amacıyla Whatsapp paylaşımları yapan işgüzarlara ne demeli?

Hepinize yazıklar olsun!

O öve öve bitiremediğimiz ülkelerin sağlık sistemleri çökerken, sağlık personeli hastanelerden kaçarken, hastalar koridorlara hatta tuvaletlere istiflenirken hâlâ siyaset yapan ve şehir hastanelerini virüsle mücadelenin önündeki en büyük engel olarak gören kendini bilmezlere ne demeli?

Devletin aldığı önlemleri abartıp bunu vatandaşa hakaret etmek, yaşlılarımızı hor görmek, aşağılamak için bir fırsat olarak gören hadsizlere ne demeli?

Bu olağanüstü dönemde dahi şov peşinde olan, sosyal medya maymunu olan, devletin kendisine verdiği imkanları şahsi çıkarları için kullanan, bir yerler ile olan yakınlığından menfaat temin etmeye çalışan asalaklara ne demeli?

İspanya’da 500 yıl sonra ezan okunurken, İtalya’da Hristiyanlar Müslümanlar ile birlikte namaza ve duaya dururken, Amerikan Parlamentosu’nda Kur’an okunurken; minarelerden okunan ezanları yuhalayan, dinî değerlere hakaret eden saygısızlara ne demeli?

Önlemler kapsamında camiler ibadete kapanmış, Cuma namazları iptal edilmişken -ki bunlar doğru önlemlerdir- VIP Cuma namazı algısı oluşmasına neden olan öngörüsüzlüğe; bu önlemleri hiçe sayıp camide isyan çıkartan, cami kapısını yumruklatan cehalete ne demeli? Kendi düşüncenize deliller aradığınız o Kur’an-ı Kerim’de en az 700 kez tekrar edilen “Aklını kullan!” öğüdüne hiç rastlamadınız mı?

Size de yazıklar olsun!

Günlerce gece gündüz mesai yapan, evine geldiğinde kapıda bekleyen evladına sarılamayan, her türlü riski göze alarak ülkesine ve milletine hizmet eden sağlık çalışanları; iyi ki varsınız!

Kendi mesaisine ek olarak, vakit “vefa” vakti diyerek kapı kapı dolaşarak vatandaşına hizmet eden askerimiz, polisimiz, zabıtamız, vakıflarımız, kamu çalışanlarımız; iyi ki varsınız?

Bunca akılsızlığa, ahlaksızlığa, sorumsuzluğa, vefasızlığa inat vatandaşına hizmet etmeye çalışan Devletim; ilelebet var olasın!

Elazığ depremi sonrasında yaşanalar üzerine “Deprem değil, ahlaksızlık öldürür.” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Görülüyor ki yaşanan her kriz, her felaket yüreğimizdeki insanlığı ortaya çıkardığı gibi içimizdeki ahlaksızlığı da ortaya çıkarıyor. Milli mücadelede yediden yetmişe cepheye koşan Anadolu insanının geride kalan malına, canına ve namusuna musallat olan soysuzlar gibi bugün de birçok soysuzun bu kriz ortamında ortaya çıktığını görüyoruz.

Bu günler gelir, geçer. Salgınlar önlenir, krizler atlatılır, felaketler geride kalır. İşte o gün toplum ve devlet olarak ilk işimiz; dürüst ve ahlaklı bir toplum olabilmenin yollarını konuşmak olmazsa, işte o gün asıl felakete tutulmuş olacağız.

Çünkü akılsızlık ve ahlaksızlık, salgından daha fazla insanı öldürüyor.