“Kendine Dönüş” Günlükleri-2

İsmail ZORBA

 “Dört duvar arasında süngümü takıp geçen zamana meydan okuyorum. Teçhizatım bana güven veriyor. Sadece bakan içimi sımsıcak kılan gözleri özlüyorum. Öğrencilerimin cıvıldaşan seslerine hasretim çoğaldı. Sanal aleme dalıyorum sadece onlarla buluşmak için. Geçen zamana meydan okurken şimdiki zamanın hükmünden sıyrılıyorum. Artık yakın gelecek zamanlara merhaba diyorum.”

 Salgının tüm kainatı sardığı zamanlar bizi hiç bilmediğimiz günlere gebe bırakıyor. Eve kapanalı üç hafta oldu, zorunlu haller dışından kapılar manasını kaybetti. Pencereler ise kapıların yerini aldı. Artık bedenen olmasa da ruhen ve fikren pencereler dört duvar arasında nefes almamızı sağlıyor. Pencereler derken fiziki varlıklarıyla evimizin gözleri olan pencerelerden bahsetmiyorum. Pencereler derken cep telefonundan, televizyona bütün iletişim araçlarımız da olsa “Corona ve virüs” sözcüklerinden bir an olsun uzaklaşabileceğim kitaplardan bahsediyorum.

Kitaplar derken moralite kaynağı sloganlardan biri geleceğe umutla bakmamı muştuluyor bir bakıma: “Evde kal. Hayat eve sığar. Evde kal kitap oku.” Hayat eve sığar mı elbette sığar. Salgının bizde bırakacağı onca acının, kahrın yanında kitapla geçireceğimiz zamanlarla da her birey kendine dönüşü gerçekleştirebilir. Tarihte yaşanılan her acı tecrübenin insanların yenilenmesine, aydınlanmasına vesile olduğunu biliyoruz. Daha aylar öncesinde insanlığın çivisinin çıktığını ve bunca tüketimin insanlığı götürdüğü noktada hiç de iyimser olmadığımızı yazıyorduk.

Zor zamanlardayız dostlar. Bir yandan virüsle mücadele ederken bir yandan insanları bu virüse karşı bilinçlendirmeye çalışırken; bir yandan da evlerine çekilmek durumunda kalan insanlarımıza moral vermeye çalışıyoruz. Ve hayatın çilekeş emekçilerini de unutmamak gerek. Evine aş götürmek için her gün dışarıya çıkmak zorunda kalan emekçilerimizi de unutmamak gerek. Zor zamanlar artık her bireyi “ben”in içinden çıkıp “biz” olmaya götürecek.

Önce yaşlılarımız, virüsün doğrudan hayatlarını kaybetmeye mahkum kıldığı yaşlılarımız. Onlar bizim geçmişimiz, kültür köprülerimiz, milli hafızamız ve bizi insan kılan, Türk kılan bütün hasletlerimizin can suları. Onları kaybettiğimiz an köksüz bir çiçeğe döneriz. İlk önce yaşlılarımıza evde kalma zorunluluğu getirildi. Bu karar onları korumanın, onlara verdiğimiz kıymetin bir göstergesiydi. Evimizdeki çocuklarımız nasıl birer çiçekse büyüklerimiz de gölgesine sığındığımız büyük çınarlarımızdır. Onları eve çektiğimiz bu günlerde ortaya konan toplumsal dayanışma yaşadığımız bu kaos ortamına ılık bir nefes gibi akıyor. Gençler gönüllü olarak evlerinden çıkamayan büyüklerimizin ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olmuş durumdalar.

Sonra çocuklarımız. Her daim dışa dönük bir hayatları olan çocuklarımız, gençlerimiz evin içinde “ben”in yalnızlığından kurtulup “biz”i yan yana getiren aile sıcaklığına taşıyor. Çalışmak zorunda olan ailelerin çocukları bu ortamda çocuklarıyla bir araya geldiler. Annelere izin çıktı. Evde çocuklarımızla geçireceğimiz her zaman dilimini güzelliklerle dokuyalım. Birlikte sohbet edelim, kitap okuyalım. Belki yaşamın döngüsünden, hızından evladımızın farkına varamadığımız nice hasletlerine tanık olacağız. Geçmiş zamanlarda her bir aile ferdinin yorgun argın geldiği ve odalarına çekildiği mekan bir araya gelişin ve aile olmanın bütün hasletlerini kazandırabilir.

Ve bizler. Evimizde olduğumuz bu günlerde kendine dönüş hikayelerimizi yazabiliriz. Yakın gelecek zamanlara güçlü çıkabilmek adına kendimizle bir iç muhasebe gerçekleştirebiliriz. “Ben”in yolculuğu yaşımız kaç olursa olsun kilitlendiğimiz bu noktada hayata daha zengin dönüşler gerçekleştirmemize kaynaklık edebilir. İçsel yolculuğumuz kendimizle yüzleşip, “ben”e dair yepyeni keşiflerde de bulunabiliriz.

Ve “ben” e dair söylemler.. Dört duvar arasında süngümü takıp geçen zamana meydan okuyorum. Teçhizatım bana güven veriyor. Sadece bakan içimi sımsıcak kılan gözleri özlüyorum. Öğrencilerimin cıvıldaşan seslerine hasretim çoğaldı. Sanal aleme dalıyorum sadece onlarla buluşmak için. Geçen zamana meydan okurken şimdiki zamanın hükmünden sıyrılıyorum. Artık yakın gelecek zamanlara merhaba diyorum.

Sevdiklerimin, dostlarımın, öğrencilerimin yüzlerini, seslerini özledim. Gerçi bir telefon kadar yakınız ama bir ekranla paylaşılan bir sesin, bir görüntünün paylaşımı birebir paylaşımın yerini tutmuyor. Gelecek zamanlara hasrettiğim umuda dair hayallerimin içinde insana dair bir merhabanın, senin ruhuna seslenen bir sıcak gülümsemenin yerini hiçbir şey tutmuyor. Bu salgın günlerinde insan insana hasret kalarak, insanın hayatındaki kıymetini daha etkin kılacak. İnsan hayatının taşıdığı kıymetin değeri ölçülemiyor. Hepimiz sağlığımızla tehdit edilince geride kalan her şeyin ne kadar anlamsız olduğunu bir kere daha anlıyoruz. Bu sefer öğrendiklerimizi yazılmışlardan değil yaşanmışlıklarımızdan öğreniyoruz.

Zor zamanlardayız. Tarihe tanıklık ediyoruz. Tarihe kayıt tutuyoruz. Bu zor zamanlarda tarihi birebir yaşıyoruz adeta. Nereye gidiyoruz? Hayatı ciddiye almak için söylenenlere ciddi bir şekilde kulak vermemiz gereken zamanlardayız. Zor zamanların başlangıcındayız. İrademizle, inancımızla bu salgına dur diyebiliriz. Kendimizi korumak, sadece kendi sağlığımız için başkalarının sağlığı için koruma kalkanı oluşturmak demek. Hakikat karşımızda korku ve panikle kaybetmektense cesaret ve inançla kazanmaktan yanayım.

“Kendine Dönüş” Günlükleri-2” için bir yorum

  1. Evet hocam bu salgın hastalık insana iç muhasebe yapma fırsatı verdi. Tabi anlayana, düşünene ve akıl edene.

Yorumlar kapatıldı.