HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?

İdris KOÇ

Nasreddin Hoca’nın evine bir gece hırsız girmiş. Evde ne var, ne yok her şeyi toplayıp götürmüş. Olaydan haberdar olan komşuları sabahleyin toplanıp Hoca’ya yüklenmişler:

Kış uykusuna mı yattın Hoca?

Kapıya niye parmaklık yapmadın?

Yoksa kapıyı kilitlemeyi mi unuttun?

Nasrettin Hoca dayanamamış ve “Yahu tamam; iyi-güzel de kabahatin tümü benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?” demiş.

Bu meşhur fıkrayı çoğumuz biliriz.

Yazılarımda sık sık yönetim anlayışı ve yönetici davranışları konusuna değiniyorum. Doğal olarak da birçok yazımda olumsuz yönetici davranışlarından hareketle yöneticileri eleştiriyorum.

Makamdaki ast-üst ilişkilerini kaleme aldığım yazıyı okuyan ve kendisi de eski bir yönetici olan değerli ağabeyimden bir mesaj aldım. Mesajda çalışan/personel kaynaklı sorunlara birkaç örnek veriyor; kısaca “Hırsızın hiç mi suçu yok?” diyordu. İşte bu mesajı okuyunca yukarıdaki fıkra alkıma geldi.

Dolayısıyla zaman zaman madalyonun diğer yüzüne de bakmak gerekiyor. Kamu yönetiminde ve kurumsal ilişkilerde yöneticiden ve sıralı amirlerden kaynaklı sorunlar olduğu kadar, sıkça çalışan-memur kaynaklı sorunlar da yaşanıyor. Çalışan-memur kaynaklı iletişim sorunları, etkisi bakımından zayıf olsa da çeşitliliği açısından oldukça zengin. Bireysel tutum, tepki ve davranışlardan kaynaklanan bu sorunlar, kurumsal yaşamda çalışma barışını, ekip ruhunu ve motivasyonu ciddi anlamda etkiliyor.

Geçen haftalarda bağışlanmış itibarından aldığı güçle ast personeline hükmetmeye çalışan yöneticilerden bahsetmiştim. Aynı şekilde bağışlanmış itibar ile üstleri üzerinde baskı oluşturmaya çalışan, kafa tutan, yöneticisini psikolojik baskı altına almaya çalışan; bunun için de bağışçılarını maşa olarak kullananların olduğunu da hepimiz biliyoruz.

Örneğin; işlem yapması gereken evrakı amirinin masasına çarparak çıkıp giden çalışanın bu cesareti hangi kaynaktan besleniyor?

Bir referansla işe alındıktan sonra istihdam edildiği pozisyonda çalışmak yerine, araya bağışçılarını sokarak yöneticisine baskı yapan, kendisi için ayrıcalıklı bir pozisyon talep eden çalışan; bu gücü nereden alıyor?

Daha somut bir örnek vermek gerekirse; kamu kurumlarında görev yapan yardımcı hizmetler personelini gözlemleyelim ya da yöneticilerine soralım. Koskoca kurumları yöneten birçok yöneticinin, üç-beş yardımcı hizmetler personelini yönetemez hale geldiğini görüyoruz.  

Burada şu soruyu sormak lazım: Her konuda kurumların yöneticilerinden sorunsuz bir hizmet beklerken, görevini yapmak istemeyen personelin arkasında duranların hiç mi suçu yok?

Eski bir yöneticinin unutamadığı bir olayı sizlere aktarayım: Siyasi referansla atanan bir memur, bir gün müdürün makam odasına girerek “Müdür bey, (makam telefonunu göstererek) ben bölge müdürü ile görüşeceğim.” der. (Çünkü o tarihlerde cep telefonu kullanımı pek yaygın değildir.) Müdür ilk şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra mesele anlaşılır.  Meğer genel müdür memura “Bir derdin olursa bölge müdürünü ara.” demiştir.

Şimdilerde bu iş için müdürün makam telefonunu kullanmaya gerek yok. Talebi bir şekilde karşılanmayanların ya da görevini yapmadığı için hakkında bir işlem başlatılanların ulaştığı birileri, çok geçmeden o yöneticiyi makam telefonundan arayıp hesap sorabiliyor. Bazen bu hesap sorma o kadar fütursuzca yapılıyor ki, daha konunun mahiyeti ve kendisine aksettirilen sorunun nedeni hakkında bilgi alma zahmetinde bile bulunulmuyor. Birçok kamu yöneticisi böyle bir tavırla itibarsızlaştırılıyor, etkisizleştiriliyor. Ne yazık ki, bu itibarsızlaştırma çoğu kez kurumsal hiyerarşinin dışında olan birileri tarafından yapılıyor. Yani, hiçbir idari sorumluluğu olmayan birileri…

İşin bir başka acı tarafı da şu: Kamu kurumlarında gerçek anlamda sorun yaşayanlar, mobbinge uğrayanlar derdini kimseye anlatamıyor. Anlatsa da kimseyi yanında göremiyor. İtibar bağışçıları gerçek bir mağduru “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.” kolaycılığı ile yalnız bırakıyor. Nerede bir sorunlu çalışan varsa, kaytaran biri varsa, asalak biri varsa ona sahip çıkılıyor. Onun için birileri aranıyor.

Hükmeden değil, liderlik eden; güçlünün değil haklının yanında olan yöneticiler…

Hakkını değil, sorumluluklarını önemseyen; hukukun değil, vicdanının terazisinde tartan çalışanlar…

Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” ancak böyle bir kadro ile korunabilir. Yoksa “devlet malı deniz…” anlayışı egemenliğini sürdürmeye devam eder.

Akıbetimiz hayrola…

08.04.2020