Korona ve Öngörüler

Namık Açıkgöz

Önceki hafta “Koronalı Günler ve Sokak Hayvanları” yazımı Hamle’de neşretmiştik ve o yazımda, herkesin salgının insan boyutuna dikkat ederken, ben salgının sokak hayvanlarının beslenmesi ve bakımları konusuna dikkat çekmiştim.

Çok sevindirici bir gelişme olarak devletin en üst düzeyde konuyu üstlenmesi ve İçişleri Bakanlığının, genelgelerinde sokak hayvanı besleyenlerin, sokağa çıkma yasağı dışında tutulmasını ifade etmesi, belki de dünyada tek örnektir.

Tek örnek olduğunu tahmin ediyorum.

Avrupa ve ABD’de bazı bozuk zihniyetler suçu hayvanlara yükleyerek evlerindeki hayvanları sokağa terk etmişler ve insanın yaşadığı trajediye bir de bu hayvanları trajedisini eklemişlerdir. (Lafın burasında ikide bir “Avrupa’nın büyük kısmını gezdik. Hiçbir yerde kedi-köpek görmedik sokaklarda. Bizde bilinç yok, bilinç!…” diye ahkam kesen sözde aydınlara bir çift lafım var. Doğru Avrupa ve Amerika’da sokaklarda hayvan göremezsiniz ve insanlar evlerinde hayvan beslemekten zevk alırlar ama şu unutulmasın, oralarda sokaklarda yaşayan kedi ve köpekler öldürülüp yok edilir. O yüzden sokaklarda kedi-köpek görmezsiniz oralarda.) Amerika’nın bir eyaletinde, kedilerin ve köpeklerin korona’ya karşı bağışıklık kazandırdığına inanılarak barınaklarda kedi-köpek bırakmamışlar. (Gene laf aramızda, korona, kedilerde olan bir virüstür ve insana geçmez. Şayet FİB veya FİV’e çevirirse kedinin ölümüne yol açabilir. Tekrar edeyim, bugüne kadar kedilerden insanlara bulaşmamıştır. Bazı tespitlere göre kedisi olanların koronaya karşı bağışıklık kazandığı da bilinir.)

Korona döneminde sokak hayvanları ile ilgili ilk teşebbüsümüz 11 Mart akşamı başladı ve başta sosyal medya olmak üzere kullandığımız araçların sonucu ve başka platformlarında desteği ile konu devletin zirvesine kadar gitti: Allah’a şükür sokak hayvanı beslemelerinde belediye ve kaymakamlıklar gerekli kolaylıkları sağlıyorlar.

Şimdi ikinci ikazımızı yapalım:

Başta sokağa çıkma olmak üzere yarıma göre tanzim edilmezse, pek çok ürün dalda, tarlada ve serada kalabilir. Urlalı kadınların enginar ıztırabını hep beraber gördük medyada. (İnşallah enginarları ellerinde kalmaz) Yarın öbür gün günlü meyveler çıkacak. Toplanması bir iki gün gecikse hiçbir işe yaramayacak meyveler… Bunların toplanması, hale ve piyasaya girmesinin sağlanması gerekir. Geçen hafta başında konuya sosyal medyada dikkati çekmiş ve yetkilileri etiketleyerek paylaşmıştık. Gündeme geldi ve tarım konusunda bir şeyler yapılmaya çalışılıyor ama sektöre danışılmadan yapılmaması şart.

Neyse…

Ben kehanette bulunmuyorum. Sadece durumu takip etmesi muhtemel olayları önceden sezmeye çalışıyorum. Herkes önündeki olaya bakarken, ben sonuçlarına baktığım için öngörüde bulunabiliyorum. Buna “proaktif olmak” diyorlar.

Bunu nereden öğrendim?

Anlatayım:

ABD’de, bir adam karısını öldürmekten yargılanıyormuş. Son mahkeme için

avukatıyla beraber salona getirilmiş. Avukat, “Sayın hakimler ve sayın jüri üyeleri, siz de çok iyi biliyorsunuz ki, müvekkilim eşini öldürmedi. Çünkü müvekkilimin karısı 3 dakika sonra, şu kapıdan girecek. “ demiş. Ve herkes kapıya bakmaya başlamış. 3 dakika sonra kapıdan giren falan olmayınca, avukat, “Gördünüz mü? Hiç biriniz müvekkilimin karısını öldürdüğüne inanmadı. Hepiniz, eşinin kapıdan gireceği ümidiyle kapıya baktınız. Kararı buna göre verin!…” demiş.

Mahkeme başkanı: “Müvekkiliniz karısını öldürdü!… Herkes kapıya bakarken ben kapıya değil ona baktım!… O kapıya hiç bakmadı.” demiş ve suçlu olduğuna karar vermiş.

İşte böyle Süheylâ!…