3 Mayıs 1944 Olayları ve Hamza Sadi Özbek

Namık Açıkgöz

3 Mayıs 1944 tarihinde başlayan ve Eylül ayına kadar devam eden bir “yargılama süreci” vardır. Daha çok milliyetçilerin bildiği bu olay, Hüseyin Nihal Atsız’ın bir yazısı üzerine yargılanmak için Ankara’ya getirilmesi ve başta Osman Yüksel Serdengeçti olmak üzere Ankara’daki üniversite gençliğinin bu yargılama esnasında gösteri yapmaları ve buna bağlı olarak gelişen tutuklamaların yaşandığı bir hadisedir.

Atsız, 1932’de gerçekleşen Türk Ratih Kongresinde, hocası Zeki Velidi Togan’a hakaret eden devrin Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip (Andımız’ın yazarıdır.)’e Zeki Velidi’nin öğrencisi olmaktan gurur duyduklarını belirten bir telgraf çeker.

Aynı yıllarda, o güne kadar hiç anılmayan Çanakkale Zaferi’ni de bir grup arkadaşıyla Gelibolu yarım adasına giderek anarlar.  Takip eden yıllarda dayatılan kof Türklük’e karşılık kültürle donanmış bir Türklük teklifiyle “sivil Türklük” anlayışını vurgulayan yazılar yayınlar. Zaten Dr. Reşit Galip’e gönderdiği telgraftan sonra üniversiteden atılmış ve öğretmenlik yapmaktadır.

Atsız, dayatılan “resmi Türklük” karşısında “sivil Türklük ve milliyetçilik” tezleriyle Türkiye’de bir kitle yaratmıştır. İşte bu kitlenin Ankara’da bulunan kısmı 3 Mayıs günü adliyenin etrafında ve Ankara sokaklarında gösteri yapmaya başlayınca, iktidar bunu fırsat bilip Rus yanlısı bir politika izlediğini göstermek üzere bu “Türkçü Turancılar”ı, tutuklar ve yargılar. İşkenceler yapılır; tabutluklarda süründürülürler. Bu konuda az da olsa bilgiler internette var. Merak eden bulup okur. Biz o ayrıntıya girmeyelim.

3 Mayıs 1944 olayı, cumhuriyet tarihinin ilk sivil toplum direniş hareketidir. Akif merhumun cenazesi de böyle bir özelliğe sahiptir ama hukukî soruşturmalara, yargılamalara ve hapislere yol açmamıştır. BU yüzden devletle çelişen ilk sivil toplum hareketi 3 Mayıs olaylarıdır. Şimdi bir akl-ı evvel çıkıp da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1925) ve Serbest Fırka (1932) örneğini vermesin; onlar kontrollü birer hareket olup merkezden bağımsız gelişmemişti. 3 Mayıs olayları, Atsız ve arkadaşlarının 1932’den beri geliştirdikleri bir sivil toplum hareketidir.

İşte bu 3 Mayıs 1944 olaylarında 23 aydın insan tutuklanıp yargılanmıştır. Bugün bu olay ile ilgili 3 isim sembol olarak hafızalarda yer etmiştir. Birisi Hüseyin Nihal Atsız, diğeri Alparslan Türkeş, bir diğeri de Ankara olaylarının başındaki isim Osman Yüksel Serdengeçti’dir. Bunlardan başka Zeki Velidi Togan, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Orhan Şaik Gökyay gibi isimler de bu olayda yargılanmışlardır. 3 Mayıs olaylarında yargılanan ve sadece olayın ayrıntılarını bilenlerin bildiği bir isim de Muğlalı olan Hamza Sadi Özbek (1914-1971)’tir.

Hamza Sadi bey, ilk gençlik yıllarından itibaren ateşli bir milliyetçidir ve Atsız’ın iyi okuyucularındandır. Onun çıkardığı Orkun dergisinin sıkı takipçilerinden olan Hamza Sadi bey, yapılan soruşturma ile tutuklanır ve diğerleri gibi işkenceye maruz kalır.

Uzatmayalım…

Olay sonunda gençlerin bölücülük yapmadıklarının mahkeme tarafından kararlaştırılmasıyla sona erer ama açtığı yara hâlâ devam etmektedir.

Ben 1992 yılında Muğla’ya gelmeye karar verdiğimde, aklıma inanın deniz gelmedi; aklıma 3 şey geldi. Biri Şahidî, biri Hamza Sadi Özbek ve diğeri de Mağla türküleri…

Hamza Sadi bey’in 1971’de öldüğünü biliyorum. Çünkü o öldüğünde Arih Nihat Asya, Ötüken dergisinde, şimdi mezar taşında yazılı olan ebced hesaplı şu rubaiyi yayınlamıştı:

Çalan her kim olursa kapını

En yakınından önce onu sordu

Hani ey Muğla senin bir

Hamza Sadi Özbek’in vardı

Muğla’ya geldiğimde önce Sâhidî’ye uğradım; sonra Hamza Sadi beyin peşine düştüm ve Hamursuz kabristanına gidip mezarını buldum. Takip eden zamanlarda oğlu Umurbeğ Özbek beye ulaştım. Onunla konuştuk babası hakkında.

Arkadaşlarıma Hamza Sadi beyi anlattım ve 4 Kasım 1999 günü akşamüstü Menteşe Grubu olarak mezarı başında andık; akşam da onu en iyi tanıyanlardan ve yüksek yargı üyesi Hakkı Süha Terzibaşıoğlu’nu sohbete davet ettik. O da sağ olsun Hamza Sadi beyi bütün yönleriyle anlattı. 1950’lerde Milliyetçiler Derneği faaliyetinden ölünceye kadar olan safhada, yaşadıkları bütün ortak yönleri bizlere aktardı.

Maalesef Muğla böyle bir değerinin farkında değil. 3 Mayısları bir bilgi ve bilinç günü değil de piknik gününe çevirme garabeti ayrı bir dert; 3 Mayıs iddianemesini hazırlayanlarla, mağdurlarının bugün aynı zeminde hareket etmesi ayrı bir dert. Ah Süheylâ ah!… Dert bir değil ki bizde, elvan elvan!…