“MÜZİK DEĞİŞİNCE DANS DA DEĞİŞİR”

İdris KOÇ

Geçen ay yaşamımın dönüm noktalarından biri gerçekleşti. Fazlaca üzerinde düşünmeden Ankara’da çalışma teklifine “evet” dedim. Karar sürecinde benim için yalnızca ailemin ve anne-babamın rızasını almak önemliydi. Özellikle babamın “Oğlum, nerede olman gerekiyorsa, orada ol. Nereye gitmen gerekiyorsa, oraya git.” demesi beni çok rahatlattı.

Birçok insan meslek hayatının başlangıcında gurbette görev yapıp kırklı yaşlarla birlikte memleketine yaklaşmaya çalışırken, ben kırk beş yaşında memleketimden uzaklaşıyordum. Kendimce birtakım nedenlerim olsa da bu durum başkalarınca pek anlaşılır bir durum değildi.

Evet, bu değişikliğin psikolojik, sosyolojik ve mesleki birtakım nedenleri vardı. Ancak bu nedenlerin hepsi de bir kavşakta buluşuyordu: Değişimin gücüne olan inancım…

Keskin bir virajla kariyer yolculuğunun yönünü değiştirdiği her durumda kendisini ummadığı kapıların eşiğinde bulan biri olarak; her değişimi bir gelişim fırsatı olarak görmem, benim için yeterli bir nedendi. Ancak, bu kişisel deneyim herkesçe anlaşılabilir bir şey değildi.

Bu anlaşılmazlık ile birlikte “Hayırlı olsun.” dilekleriyle ve dostların hüzünlü vedalarıyla Muğla’dan ayrılıp Ankara’da göreve başladım. Burada karşılaştığım ve tanıştığım herkesin ilk tepkisi, “Muğla bırakılıp buralara gelinir mi?” oldu. Muğla’dan gidişime bir anlam veremeyenler gibi Ankara’ya gelişime bir anlam veremeyenlerin sayısı da bir hayli fazlaydı. Kendi pencerelerinden baktıklarında herkes haklıydı. Ne var ki, ben de haklı olduğumu düşünüyorum.

Anahtar kavramlar değişim, farkındalık ve gelişim olsa gerek… Farkındalık olmadan gelişim, değişim olmadan da farkındalık olmuyor. Değişim için de fedakarlık gerekiyor. Bu nedenle bazen yeni bir başlangıç yapmak için vazgeçmek, sıfırlanmak, yani resetlenmek gerekiyor. Tıpkı şarkılarda olduğu gibi:

Sil baştan başlamak gerek bazen,

Hayatı sıfırlamak,

Sil baştan sevmek gerek bazen,

Her şeyi, unutmak…

Bu kararın eşiğinde daha önce okuduğum bir motivasyon hikâyesi aklıma geldi:

“Kartal, türleri içinde en uzun yaşayan kuştur. 70 yıl kadar yaşayanlar olur. Ancak bu kadar  yaşayabilmek için kartal kırklı yaşlarda zor bir karar vermek zorundadır. Çünkü yaşı kırka dayandığında kartalın esnek pençeleri sertleşir, avlarını kavrayıp yakalayamaz hale gelir. Gagası uzar, tüyleri kartlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar. Bu da kartalın uçmasını zorlaştırır.

Bu nedenle kırklı yaşlardaki kartal, iki  tercihten birini seçmek zorundadır. Ya yavaş yavaş yaklaşan ölümü ya da zorlu ve acılı bir yeniden doğuşu seçecektir.

İkinci yolu tercih eden kartal, bir dağın zirvesine uçarak kendisine korunaklı bir yerde yuva bulur. Sonra gagasını kayaya sertçe vurmaya başlar. Ta ki gagası yerinden sökülüp düşene kadar… Eski gagasından kurtulan kartal, bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gagasıyla pençelerini yerinden söküp çıkarır. Yeni pençelerine kavuşunca da kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

Kartal, bu beş ayın sonunda yeni gaga, yeni pençe ve yeni tüyleriyle hayatının ikinci dönemine yeni bir başlangıç yapar.”

Adeta bir yeniden doğuş…

Hikâye böyle. Hayatı boyunca tek eşli olarak aynı yuvada yaşayan kartalın ortalama ömrü ile ilgili farklı bilgilere ulaştım. Kartallar bu hikâyelerde anlatıldığı gibi 70 yıl yaşar mı bilinmez. Ancak ortalama insan ömrünün 80’e çıktığı günümüzde kırklı yaşlar herkesin düzenini kurup yerleşik hayata geçmeye başladığı yaşlar olarak biliniyor. Oysa kişiliğin oturduğu, hayata bakışın netleştiği, belirli bir bilgi ve deneyimin kazanıldığı ve daha akılcı kararların alınabildiği yaşlarda yavaş yavaş yerleşik hayata geçmek, kendini rölantiye almak yerine yeniden doğuşu seçmek daha güzel olmaz mı?

Geçmişin birikimiyle ve iç muhasebe yaparak yeni kapılar açmak, geleceğe dair hedefleri gözden geçirmek ve yaşamın anlamına dair düşünceleri daha da netleştirmek daha doğru olmaz mı?

Bazen hayatı daha iyi yaşayabilmek için zorlu kararlar alabilmek, riskli tercihler yapabilmek, en önemlisi de birtakım şeyleri göze alabilmek gerekiyor. İnsan ancak bu tercih ve kararları ile daha güçlü değil mi?

Zihnimizi yavaşlatan tortulardan, gönlümüzü yoran ağırlıklardan kurtulabilmek gerekiyor. İnsan ancak bu hafifleme ile daha mutlu ve üretken olabiliyor.

Çünkü “Müzik değişince dans da değişir.”miş.